Çok yoğun siyasal gündemlerin, alevli tartışmaların, çok önemli devlet-millet-vatan meselelerinin yanında her zaman ıskalanan bir gerçek hep orada duruyor: Neden çocuklarımız hak ettikleri eğitim ortamından bu kadar uzak?
         "Bilgi çağında yaşıyoruz artık, bu da böyle olur mu?" 
         Sanırım yukarıdaki cümleyi o kadar çok duyduk ki! Artık toplum paradigmaları da değişiyor git gide. Artık "ağ toplumu"nda yaşıyoruz, bilgi çağı gerilerde kaldı. Okumak her dönemde bir erdem. Lakin teknolojiyle örgütlenmek: Seri, pratik, farklı düşünen, üyeleri arasında alabildiğine toleranslı bir toplum modeli giderek şekilleniyor. Mevcut yönetim modelimiz her ne kadar değişen toplumu görmezden gelse de tarihi durdurmak zor. Hegel'in dediği gibi her şey değişir, aynı ırmakta iki kez yıkanamazsınız. Su akıp yolunu bulacak.
        Bu çağın gereksinim duyduğu birey, "sosyal medya" gerçeğiyle karşı karşıya. Birbirleriyle çok hızlı etkileşim kurabilen bireyler bu avantajlı gibi gözüken yeni toplum tasarımında maalesef yaşamın kendisini de ıskalayabiliyor. Birbirlerine sanal ortamda bu kadar yakın bireyler çabuk haberleşiyor; lakin çağın istediği donanımlara ulaşmak da pozisyon alamıyor. Örneğin çoğu bireyin kendini geliştirecek, yaşamına renk katacak hobileri yok. Hala birey sayısına düşen kitap okuma oranları içler acısı. Eğitim yapboz tahtası, ne istediğini bilmeyen amaçsız gençler yetiştiriyor. Ekonomik imkanlar çoğu kez bu kaderin temel belirleyicisi. 
         Eski toplumda temel düstur, bir bireyin üniversite okuyarak iyi bir meslek sahibi olması iken; ülkemizde, beyaz yakalı işsizler ordusu giderek çoğalmakta. Artık çağ; pratik düşünen, bir kaç dil bilen, bilişim okuryazarı, mesleğini seven, okuyan, ulasal değil evrensel düşünen, diğer bireylere karşı toleranslı, gelişime açık bireyler istiyor. 
        Çocuğa çok küçük yaşlarda aşırı yükleme yapmak marifet değil. Maalesef hala erken yaşlarda matematik, yabancı dil, etüt, kurs vb. eğitsel enstümanlardan bir türlü vazgeçilemiyor. Bu saydıklarımız elbetteki gereksiz değil: Yersiz...
         Howard Gardner'in 1983'lü yıllarda geliştidiği "Çoklu Zeka Kuramı" 2004'te girdi ilkokul programımıza. Gardner diyor ki kısaca çocukta 9 çeşit zeka türü var: 

  • Uzamsal
  • Sözel
  • Mantıksal-Matematiksel
  • Kinestetik
  • Müziksel
  • İçsel
  • Sosyal
  • Doğasal
  • Varoluşsal
         Yukarıdaki dokuz zeka alanının hepsinde başarılı, baskın olmak mümkün değil. Örneğin Sözel zekası güçlü bir birey şair olabilir; onu mühendis yapmaya çalışmak, file ağaca tırmanmayı öğretmek kader abes. Kinestetik yönü gelişmiş bir sporcunun matematiğe ihityacı yok. Lakin okullarımız, öğretmenlerimiz, velilerimiz maalesef bu tasarımı benimseyemedi. 
         Çocuklarımızı çağın gereksinimlerine göre yetiştirmeliyiz. Çoklu zeka teorisinin ruhuna uygun baskın olan zeka alanlarını geliştirip eksik olan alanlarda da asgari bir eğitim ortamı kurgulanmalı. Hala ödev olmalı mı olmamalı mı tarzında ilkel tartışmalar gündemimizde yer alıyor. Geliştiren, merak uyandıran bir eğitim ortamında ödev de etkili bir enstürüman olarak neden kullanılmasın?
        Ta cumhuriyet dönemlerinde Büyük Atatürk, "Eğitimde feda edilecek tekbir birey bile yoktur" derken biz hala yeni yeni sınavlar icat edip sürekli bireyleri elekten geçirerek adeta çocuklarımızı doğmadan öldürüyoruz.
        Başarı odaklı bir eğitim modelinin çok temel ıskaladığı bir şey daha var ki: Çocuk sevgiyle büyür...
       Ailede tam anlamıyla değerli, dinlenen, merakı desteklenen, oyun oynayan, yaratıcılığı ve merak duygusu zedelenmeyen, etkili iletişim ve güven ortamında büyüyen, sevildiğini bilen, kısacası adam yerine konan çocuk; daha güçlü ve başarılı oluyor. Sanıldığının aksine gece gündüz ders çalışan çocuk değil. 
      Çocukların zihinsel, duygusal, bedensel, sosyal, cinsel tüm alanlarda gelişimi topyekün gözetilmeli. Sağlıklı bir bireyin temeli çocuklukta atılır. Örneğin duygusal olarak desteklenmeyen bir çocuktan ileride, empati kuran, hoşgörülü, demokrat bir birey yaratamaszınız. Sadece zihinsel gelişim tek başına yeterli değildir. 
      Gelişmiş bir toplumun çimentosu sevgi ve hoşgörüdür. Çiçeği, böceği, ağacı seven insan; öldürmez, incitmez, yok saymaz. Çevreye duyarlı bir birey olur.  Toplum, herşeyden önce kendi hukukuna saygılı insan ister. Aile, okul ve toplum;  başarılı, güçlü, üreten, okuyan, gelişime açık,  lider, büyük amaçları olan, demokratik yaklaşımlı, eleştirel düşünebilen bir birey yetiştirmenin formülünü kurarken sevgi ve hoşgürü temelli bir eğitsel modele doğru hızla yelken açmalı.
      Hani o reklam filmindeki hırsız karakter diyordu ya: Eğitim Şart!!!
      Bir şiirle bitirelim, bir başka yazıda buluşmak dileğiyle...


Çocuklar

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, 
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları. 
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler 
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. 
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. 
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. 
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. 
Çünkü ruhlar yarındadır, 
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. 
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları 
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. 
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. 
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. 
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür 
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. 
Okçunun önünde kıvançla eğilin 
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar 
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

HALiL CİBRAN (Ermiş Kitabından)